| ozurbekliyorum.com{ | IExpectAnApology.COM - english version | } |
| Ermeni Meselesinin Dünü-Bugünü |
|
(21 Şubat 2002 Basın Açıklaması) Ermeni meselesine geçmeden önce onların tarihi hakkında bilgi vermenin uygun olacağı kanaatindeyim. Ülkeler vardır, isimlerini üzerinde yaşayan milletlerden almışlardır. Ülkeler vardır, isimlerini coğrafî veya idarî bir taksimat sebebiyle almışlardır ve burada yaşayan topluluklar, asıl isimleri unutularak yaşadıkları bölgenin ismi ile anılmışlardır. Meselâ bugün Türkiye, Almanya, Fransa üzerinde yaşayan milletlerden ismini almış ülkelerdir. Buna mukabil İtalya, Amerika bir millet ismi değil, coğrafî bir isimdir ve üzerinde yaşayanlar millet olarak, asıl orjinal isimlerini bir tarafa bırakıp o ismi benimsemişlerdir. Ermenistan isminin de bir coğrafi bölge ismi olduğu pek çok kaynakta yer alır. Aslında Ermeniler kendilerini “Hayk” diye isimlendirir ve ülkelerine “Hayastan” derler. Tarihin en eski devirlerinden beri bir bölge, Ermenistan adı ile tanımlanmıştır. Bizim Ermeni diye tanımladığımız topluluk bu bölgeye batıdan gelmiştir. Kaynaklar Ermenilerin menşeî ve tarih sahnesine çıkış tarihleri haklarında kesin bir bilgi verememektedir. Yani Ermenilerin başlangıcı bugün için karanlıktır. Kesin olarak bilinen Büyük İskender’in Anadolu Seferi sırasında yani M.Ö.331 yılında Ermenilerin artık bu bölgede bulunduklarıdır. Bunların Doğu Anadolu’nun neresinde yaşadıkları ve sayıları hakkında hiçbir bilgi yoktur. Bölgede bir Ermeni milliyetçiliğinden veya Ermenilik şuurundan bahsetmek hiçbir şekilde mümkün değildir. Ermenilerin Hıristiyanlığı kabul ediş tarihleri 301 yılıdır. Ermeni alfabesinin ortaya çıkarılış tarihi ise 406 yılıdır. Eğer Ermeniler Hıristiyanlığa girmemiş olsalardı ve hıristiyanlığı kendi topluluklarında yayma ihtiyacı hissetmemiş olsalardı bir alfabe ihtiyacı duymayacaklardı. Nitekim yeni alfabe kilise tarafından oluşturulmuştu. Kısaca, Ermeniler Ortadoğu ve Kafkasya’nın çeşitli halklarının Gregoryan kilisesi etrafında toplanmasından oluşan bir hıristiyan cemaattir. Ermeniler, Türkler bu bölgeye gelene kadar Roma, Sasani ve Bizans’ın İdaresi altında ezilmişler, ancak 50 yıl gibi kısa bir süre bağımsız bir Ermenistan kurabilmişlerdir. Ancak bu devlet de feodal bir otonomi şeklinde olup bunlardan hangilerinin Ermeni olduğunu söylemek çok zordur. Bölge ahalisinin tamamının Ermeni olmadığı ise kesindir. Bunun dışında 1080-1375 yılları arasında Kilikya’da bir Ermeni Krallığı mevcuttur. Krallık, Ermenistan’dan bölgeye Bizans Devleti tarafından vali olarak gönderilen bir Ermeni tarafından kurulmuştur. Coğrafî bir bölge olan Ermenistan’daki Ermeni feodal beylikleri 1045 yılında Bizans tarafından tamamen ortadan kaldırılıp bölge ahalisi büyük ölçüde başka mıntıkalara nakledildi. Bölge 1071 yılında Selçukluların eline geçmiş ve zamanla sahip değiştirerek en son 1514 yılında Osmanlı Devleti’ne intikal etmiştir. Kilikya Ermeni Krallığı ise, 1375’de Memluklular tarafından ortadan kaldırılmış, bu toprakların Osmanlı Devleti’ne intikali 1516 yılında olmuştur. Osmanlılar bu bölgelere hakim olurken doğuda 470 seneden beri, Kilikya’da da 150 yıldan beri ne bir Ermeni beyliği, ne de bir krallık mevcuttu. Haliyle bu bölgelerde yaşayan Ermenilerin ise ırkî bakımdan bir millet olarak mevcudiyetlerinden bahseden de kalmamıştı. Ermenilerin bugün dahi iddia ettikleri gibi Osmanlılar Ermeni topraklarını işgal edip müstakil bir Ermeni devletine son vermemişlerdir. Fatih Sultan Mehmed siyasî bir hareket olmak üzere, 1461 yılında Bursa’daki Ermeni Pisikoposu Hovakim’i İstanbul’a getirerek ona Ermeni Patriği ünvanı vermiştir. Ermeniler Osmanlı Devleti içerisinde normal ve hiçbir şekilde şikayet konusu teşkil etmeyen bir hayat sürmekte idiler. Patrikliğin ve kalabalık bir Ermeni toplumunun yerleşmesinden sonra İstanbul zamanla dinî ve millî hayatlarının merkezi haline gelmişti. Kendi halinde yaşayan bu toplulukla ilgilenen herhangi bir devlet de mevcut değildi. Peki Ermeniler ne zamandan itibaren bir mesele halini almaya başladılar. Klasik olarak bilinen, XIX. y.y.’dan itibaren başlayan milliyetçilik akımının Osmanlı Devleti’ni etkilemesi ve emperyalist devletlerin bu milletleri kendi çıkarları doğrultusunda desteklemesiyle Ermeni Meselesi ortaya çıkmıştır. Rusya’nın Kafkasya’ya inmeye başlaması ve sıcak denizlere ulaşma isteği Ermeni meselesinin başlangıcı sayılabilir. İngilizlerin bölgedeki çıkarlarını korumak istemesi ve A.B.D.’nin de bu bölge ile ilgilenmesi Ermeni Meselesinin büyümesini sağlamıştır. Osmanlı Devleti’nin zayıflamaya başlaması ve artık yıkılacağının kesinleşmesi bu büyük pastadan pay almak isteyenleri bu pastanın başına toplamıştır. Rusya’nın Osmanlı Devleti’ne saldırabilmek için her defasında kullandığı büyük koz, devlet içerisindeki ortodoks olan çeşitli milletleri tahrik ve teşvikle isyana sevkettirmek, sonra onları himaye maksadıyla savaş açmaktır. 1806 Sırp İsyanı, 1828 Yunan İsyanı, 1853 Mukaddes Yerler Meselesi ve Kırım Harbi, 1877 Hersek İsyanı bunların örnekleridir. Osmanlı Ermeni azınlığı ilk kez 1877-78 Osmanlı-Rus harbiyle politika gündemine geldi. Ermeni adı bu savaş sonunda anlaşmalara girdi. Bundan sonra yabancı devletler Ermeni işine karışmaya başladılar. Bu savaştan sonra Osmanlı ve Rus Ermenileri buluştular ve Rusya’nın hizmetinde çalıştılar. Amaçları, Doğu Anadolu’da çoğunluğu sağlayarak Büyük Ermenistan’ı kurmaktı. Ermeniler, bu amaçlarına ulaşmak için Emperyalist devletlerin de kışkırtmaları ile çeşitli komiteler kurmuşlardır. Özellikle Doğu Anadolu’da faaliyette bulunan bu komitelerin en bilineni Hınçak ve Taşnaksutyun’dur. Hınçak Ermenice Çan demektir. Bu komiteyi kuranlar hayatlarında Osmanlı Devleti’ne ayak basmamış, tahsil için Paris’e gönderilmiş, hali vakti yerinde ailelerin, kendilerini tamamen Marksist teoriye kaptırmış çocuklarıdır. 1887’de Cenevre’de kurulmuştur. Hınçak genellikle Ermeni gençleri arasında revaç buldu ve kendisine çalışma merkezi olarak İstanbul’u seçti. Taşnaksutyun kelimesi Ermenicede federasyon manasına gelmektedir. Özellikle Rusya’dakiler olmak üzere çeşitli Ermeni gruplarının bir araya gelmesi ile ortaya çıktığı için bu komiteye federasyon ismi verilmiştir. 1890’da kurulmuştur. Komitelerin gayesi, çeteler teşkil etmek, halkı silahlandırmak, hükûmet yetkililerini, muhabirleri yıldırmak, hükûmet müesseselerini harap etmekti. Biryandan kilise ve din faktörü, diğer taraftan devletlerin politikasının alt zemini hazırlamalarından sonra, gelişen isyan düşünceleri, ortaya çıkan terör örgütleri tarafından rahatlıkla kullanılarak isyanlar dönemine girildi. Bu dönemle birlikte uluslararası platformda propaganda da son derece etkili bir silah olarak kullanılmaya başladı. Komiteler ilk önce Anadolu’da karışıklıklar çıkarıyorlar, sonra da Avrupa’nın müdahalesini sağlayarak reform adı altında Müslüman halkın ezici çoğunluğa sahip olduğu yörelerin Ermenileşmesi yolunda mesaî sarfediyorlardı. Ermeni İhtilâlcilerinin hedefi belliydi. En yoğun nüfusa sahip oldukları Bitlis’te bile (%13), ahalinin %87’sini oluşturan Müslümanları terör yoluyla taciz edip, yöreyi terketmelerini, hicret etmelerini sağlamaktı. Bunu da yaparken Avrupa’nın merhametine sığınacak bir ortam hazırlamayı ihmal etmemişlerdi. Ermeniler çoğu zaman Kürt kıyafetine bürünerek köyleri basmışlar, halkı katletmişlerdir. Ermeni ayaklanmaları Osmanlı Devleti’nin Balkan Harbi ve Cihan Harbi’nden çıkıp, hayat ve istiklâlini müdafaa etmek üzere seferberlik ilân ettiği, bütün teb’asından hizmet ve fedakârlık beklediği bir dönemde başlamıştır. I.Dünya Savaşı’nın çıkması ve Osmanlı Devleti’nin seferberlik ilân etmesi onlara beklediği fırsatı vermiştir. Ermeniler seferberlik ilân edilen bölgelerde isyan çıkararak Türk ordusunun gerisinde ikinci bir ateş oldular. Bu şartlar altında Osmanlı Devleti bu Ermenileri geçici olarak başka bölgelere sevketme kararı aldı (14 Mayıs 1915). Sevk esnasında istenmeyen bazı olaylar oldu ve eşkıya saldırılarına uğrayan birçok Ermeni hayatını kaybetti. Olay Ermeniler tarafından dramatize edilerek dünya kamuoyuna anlatıldı ve Ermenilerin katliamı şeklinde değerlendirildi. Osmanlı Devleti içerdeki karışıklıklarla uğraşırken Rusya, Doğu Anadolu’yu işgal etti. İşgalle birlikte bölgede Ermenilerin Müslüman-Türk halkı katli başladı. Ermeniler tarihî isteklerinin yerine gelme zamanı geldiğine inandılar ve bölgede nüfus çoğunluğunu sağlayabilmek için Rusya’dan bölgeye göçe başladılar. Fakat K.Karabekir Paşa’nın Eylül 1920’de gerçekleştirdiği Şark Harekâtı ile bu hayallerinden bir süre için vazgeçmek zorunda kaldılar. Fakat geri çekilme esnasında bölgede taş taş üstünde bırakmadılar ve 1.500.000 Müslümanı katlettiler. Doğu Anadolu’nun Rusya’dan geri alınması ve Ermenilerin bölgeden temizlenmesi meselenin sonu olmadı. Ermeniler uluslararası planda davalarını devam ettirdiler. Özellikle Milliyetçi kürtleri de saflarına çekerek ortak bir cephe oluşturdular. 1919 yılında Paris Barış Konferansı’na Ermeni temsilcisi Bogos Nubar ve Kürt temsilcisi Şerif Paşa ortak bir deklarasyon vererek Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun kendilerine ait olduğunu bildirdiler. Bu plan İngiltere’ye aitti ve onlar bölgede kendilerine bağlı bir Ermenistan istiyorlar, Kürtleri de maşa olarak kullanıyorlardı. Bu istekler Sevr Antlaşmasında kağıt üzerine döküldü. Sevr Anlaşması’na göre, Doğu Anadolu’da Ermenistan sınırının çizilmesi ABD.Başkanı Wilson’a bırakılmıştır. Wilson’un Ermeni sempatizanı olduğu ve A.B.D.’nde güçlü Ermeni lobilerinin bulunduğu biliniyordu. Trabzon, Erzincan, Erzurum, Van ve Bitlis’in Ermenilere verileceği kesindi. Lozan Anlaşması ile bu plan uygulanamadı. Fakat Ermeniler davalarından vazgeçmediler. XIX.y.y. içerisinde Ermenilerin desteklenmesi konusunda emperyalizm sürekli el değiştirmiştir. Rusya, İngiltere, Fransa ve A.B.D. devamlı sahnedeydiler. Bugün de aynı güçlerin etkinliği söz konusudur. Bununla beraber Yunanistan, Suriye, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti gibi yatak ülkeler de bağımsız Ermenistan için çalışmaktadırlar. Onlar için Sevr ölmemiştir ve canlandırılmak istenmektedir. ASALA ve PKK konusuna gelince: Son elli yılın en etkin Ermeni terör örgütünün ASALA olduğu, 1975’te bağımsız Ermenistan’ı kurmak amacında olduğunu açıkladığı biliniyor. ASALA, “Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Örgütü” anlamına gelmektedir. Marksist-Leninist olan kuruluş emperyalizme de karşı olduğu iddiasındadır. Bize göre emperyalizmin maşasıdır. ASALA’nın üst merkez komitesini Taşnak, Hınçak ve Ramgavar Partilerinin liderleri oluşturmaktadır. 24 Nisan 1988’de A.B.D. Temsilciler Meclisi’nde cereyan eden bir olay Türk basınına da yansımıştır. Amerika Temsilciler Meclisinde Ermeni Papaz sözde soykırım için dua etmiştir. ASALA’nın Ermeni cemaatten destek aldığı ve temsilciler meclisinde dua edebilmek için de güçlü bir Ermeni lobisinin olması gerektiği açıktır. Türkiye’deki Kürtçü organizasyonlarda özellikle 1960’dan sonra giderek artan bir hızla marksist düşüncenin etkisi altına girmiştir. 1980’den sonra Marksist terör örgütleri Kürtçü harakete sözcülük eder duruma gelmişlerdir. 1980 sonrasına kadar bu harekete Kürdistan İşçi Partisi (PKK) liderlik yapmaktadır. Kürtçü organizasyonlar da Ermeni terör örgütlerinde olduğu gibi Türkiye’nin üzerinde baskı kurma ve menfaat sağlama amaçlı paravan kuruluşlardır. Özellikle PKK ve ASALA’nın arkasındaki güç aynıdır. 1979 yılında Lübnan’ın Sidon Şehri’nde ASALA ve PKK Türkiye’deki yönetimin faşist olduğundan bahisle yönetime karşı Ermeni ve Kürt halkları adına ortak bir eylem kararı alarak bir deklarasyon yayınlamışlardı. ASALA 1980’de aynı şehirde PKK ile ortak eylem beyannamesi imzalamışlardır. PKK ve ASALA 1980’de Beyrut’ta yaptıkları başka bir toplantıda Ermenilere Kürtlerin aynı ırktan geldikleri, aynı milletin elinden çok acı çektikleri belirtiliyordu. Ermeni sözcüsü şöyle konuşuyordu: “ Biz Türkiye dışında iken Türk Ermenistanı’nı kurtarmamız mümkün değildir. Biz Ermenistan’ı Kürt ve Türk devrimci, savaşçı kardeşlerimizle birlikte kurtaracağız, çok yakında varlığımızı işgal edilmiş Ermenistan’ın en iç noktalarında göstererek kanıtlayacağız. Bu ASALA’nın atağı gelecekteki adımdır” diyordu. Bu konuşma Ermenilerin neden Kürtlere şirin görünmek zorunda olduğunu ve 1988’de Güneydoğu’da öldürülen halkın Anadolu’da Ermeni yoktu, istismara müsait unsur olarak cepheye sürüldü. Ermeno-Kürdistan formülü buradan çıktı. Bu Türkiye Cumhuriyeti üzerinde baskı unsuru olarak hep canlı tutulacaktı. Peki dünya kamuoyunun son günlerde üzerinde durduğu Ermeni soykırımının kabul edilmesi ne ifade eder? Ermeniler için neden bu kadar önemlidir? Bunu da izah etmeye çalışalım. Fransa, ülke içindeki güçlü Ermeni lobileri vasıtasıyla yıllardan beri sözde Ermeni soykırımını gündeme getirerek Türkiye’yi uluslararası arenada tavizler vermeye itiyor. 29 Mayıs 1998’de Fransız Parlementosu “Fransa, 1915 Ermeni soykırımını açıkça tanımaktadır” kararı ile sözde Ermeni soykırımını tekrar gündeme getirmiştir. 300 binin üzerinde Ermeni Fransa’da yaşamaktadır. Fransa’da faaldirler, sanatta ve politikada kendilerini kabullendirmişlerdir. Herşeyden önce Fransızlarla din kardeşi olmaları desteklenmelerine yeterli delil teşkil eder. Avrupa bugün hâlâ haçlı zihniyeti ile hareket etmektedir. Fransa’nın aldığı bu karar, Dünya Ermeni Teşkilâtı’nın 1993 yılının 6-9 Ocak tarihleri arasında Beyrut’ta yaptığı toplantıda alınan kararlar gereğidir. Çok önemli olan 11 maddelik kararlar şunlardır. 1- Şimdilik Ermeni toplumu olarak Türkiye’ye karşı sakin bir tutum içinde olacak, 2- Ermeni toplumunun gittikçe büyümesi ve ekonomik yönden güçlenmesi sağlanacak, 3- Geliştirilen propaganda faaliyetleri sayesinde bütün dünyada soykırım daha iyi anlatılacak, bu faaliyetler devam edecek, 4- Bir gün atalarımızın intikamını alacak Ermeni milleti, her geçen gün topraklarını genişletmeye devam edecek, 5- Türkiye’de iç savaş devam ettirilecek, 6- Türkiye’de ekonomi sıfır noktasına getirilecek, 7- Türkiye’de vatandaşın baş kaldırması sağlanacak, 8- Türkiye bölünecek, 9- Türkiye’de Kürt Devleti adı altında bir devlet kurulacak, 10- Ermeniler Kürtlerle olan ilişkilerini iyi bir düzeyde yürütecekler. PKK’nın mücadelesine destek verecekler, 11- Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu kapsayan topraklarda kurulan Kürt Devleti, Ermenistan’a katılacak ve Büyük Ermenistan kurulacak. Fransa Parlementosu’nun soykırımı kabul etmesi diğer Avrupa parlementolarına da örnek oldu. Şimdi İtalya bu konuyu görüşüyor. Soykırım daha sonra Birleşmiş Milletler’e gidecektir. Konu Birleşmiş Milletlere giderse Türkiye o zaman zor durumda kalabilir. Çünkü ASALA örgütünün ortaya çıktığı 1974’te talebi önce özür dileme, sonra tazminat isteme, sonra da toprak talebiydi. Avrupa, Türkiye’nin şu andaki sınırlarını tanımıyor ve Sevr’in gerçekleşmesi için terör örgütlerine her türlü yardımda bulunuyor. Apo’nun İtalya’ya sığınması da bu çerçevede düşünülmelidir. Bu daha önceden planlanmış bir hareketti ve Apo İtalya’dan daha önce müsaade istemişti. İtalya özellikle tekstil alanında Avrupa’da Türkiye’yi kendisine rakip görüyor ve onun önünü kesmek istiyor. Son günlerde Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesinin söz konusu olması da bugünkü olaylarda etkilidir. Ayrıca PKK’nın siyasallaşması sürecinin bir boyutudur. |
| #04:27# 24.12.2008 tarihli, Sakarya Üniversitesi adlı yazarın makalesidir. Bu makale toplam 706 kez okunmuştur. |